Toplum

Dijital Dönüşüm Çemberinde Eğitim

Araştırmacılar, dijital teknolojinin eğitim kurumlarındaki görevleri ve getirileri ile ilgili oldukça farklı görüşlere sahiplerdir. Ancak dijital araçların okullar aracılığıyla dünyayı nasıl temelden dönüştürdüğünü görmezden gelemeyiz. Bundan böyle dijital dönüşüm dünyasında kendini konumlandıramamış okullar, öğrencilerini gelecekteki sosyal, ekonomik ve kültürel hayatta yoksul bırakacaklardır.

Geçmişte eğitim, insanlara bir şeyler öğretmekten ibaretti. Günümüzdeki eğitim ise değişken, geçici ve belirsiz bir dünya üzerinde kendi yollarını bulmaları için öğrencilerin güvenilir bir pusula geliştirmelerine ve yol alma becerilerine yardımcı olmaya yöneliktir. Bugünlerde yenilikçi çevreler ve oluşturulan kültür sayesinde yeni keşiflerin nasıl ortaya çıkabileceğini az çok biliyoruz –nadiren şaşırıyor ve olağanüstü durumları da keşfetmeye çalışıyoruz- ve bazen de hata yapıyoruz. Düzgün bir şekilde anlaşıldığında bu hatalar bize öğrenme ve büyümenin bağlamını yaratacaktır.

Bir nesil önce, öğretmenler öğrettikleri şeyin bir ömür boyu süreceğini düşünebilirlerdi. Günümüzde ise okullar öğrencileri daha önce hiç olmadığı kadar hızlı değişen ekonomik ve sosyal hayata, henüz mevcut olmayan mesleklere, henüz icat edilmemiş teknolojileri kullanmaya ve henüz ortaya çıkıp çıkmayacağını bilemediğimiz sosyal sorunları çözmeye hazırlamak zorundadır.

OECD ülkelerindeki mevcut mesleklerin yarısı artık dijital teknoloji ile de gerçekleştirilebilir durumdadır. Basitçe söylemek gerekirse, dünya artık insanlara sadece sahip oldukları bilgiler için değil (Google her şeyi biliyor zaten), bu bilgilerle yapabilecekleri şeyler için ödüller sunuyor. Bu yüzden günümüzün temel ayrıştırıcısı olan eğitim, gün geçtikçe yaratıcı, eleştirel, problem çözmeye ve karar vermeye yönelik düşünme yollarına; iletişim ve işbirliğini içeren çalışma yollarına; yalnız mevcut teknolojilerin kullanımına değil, potansiyel yeni araçların da çalışma biçimlerine ve en önemlisi de insanların birlikte yaşamasına ve birlikte çalışmasına yardımcı olan sosyal ve duygusal becerilere yönelik şekillendiriliyor. Bu becerilerin başında cesaret, dürüstlük, merak, liderlik ve empati gelmektedir.

Bunların hepsi teknolojinin artık kıyıda köşede değil, herhangi bir çözümün tam merkezinde konumlandırılmasını sağlayacak yeni ve yenilikçi eğitim yaklaşımları için bir talep oluşturuyor.

Başta devletler olmak üzere, öğretmenlerin ve okuldaki idarecilerin bu işi yapabilmek için farklı projeler üzerinde yoğun çalışmalar yürüttükleri söylenebilir. Fakat son PISA sonuçları, okulların önemli ölçüde teknolojinin gerisinde kaldığı, geciktiği gerçeğini gözler önüne seriyor. Bunu şöyle bir örnekle de açıklayabiliriz: 2012’de, OECD ülkelerindeki 15 yaşındaki öğrencilerin neredeyse hepsinin evinde bir bilgisayar vardı ama yalnızca %60-70 i bu bilgisayar veya tabletleri okullarda kullanabiliyorlardı, hatta bazı ülkelerde bu durum yarıdan da azdı. Özellikle Türkiye’deki okulların çoğunda öğrencilere söylenen ilk şey tüm elektronik-dijital araçların okula getirilmemesi veya kapalı tutulması yönündeydi.

Daha da önemlisi, bilgisayarların/tabletlerin sınıflarda kullanılması durumunda bile, öğrencilerin öğrenme çıktıları üzerindeki etkisi, kullanım durumu ve sıklığına göre değişiklik göstermektedir. Okullarda bilgisayarları orta sıklıkta kullanan öğrenciler, nadiren kullananlara kıyasla daha iyi öğrenme çıktılarına sahip olma eğilimindeyken okullarda bilgisayarları çok sık kullanan öğrenciler, öğrenme sonuçlarının çoğunda daha kötüye gidiyorlar. Sosyal çevre ve öğrenci demografisi de hesaba katılınca okullarda daha yoğun bilgisayar kullanan öğrencilerin daha az dijital okur-yazarlık becerilerine sahip olduğu tespit edilmiştir.

Ve belki de en hayal kırıklığı yaratan bulgu, dijital teknolojilerin sosyo-ekonomik olarak avantajlı ve dezavantajlı öğrenciler arasındaki yetkinlik farklarını azaltmaya yönelik katkısının çok az olduğudur. Basitçe söylemek gerekirse, dijital dünyada her çocuğun okuma-yazma ve matematik becerisine temel düzeyde erişimini sağlamak, yüksek teknolojili cihazlara erişimini sağlamaktan daha etkili biçimde eşit fırsatlar yaratabilmektedir.

Bu nedenle, çözümün aynı teknolojiyi daha fazla uygulatmak olmadığı açıktır. Ancak, eğer öğretmenlere 21. yüzyılın pedagojilerini destekleyen öğrenme ortamları sağlamak istiyorsak ve en önemlisi, yarınların dünyasında başarılı olmak için 21. yüzyıl becerilerini çocuklara sunmak istiyorsak, bunu en doğru şekilde edinmemiz gerekmektedir.

Teknoloji, bilgiye erişimi önemli ölçüde genişletmenin tek yoludur. Öğrenciler dünyanın en iyi ve en güncel bilgilerine ulaşabilecekleri bir çağda neden iki yıl önce basılmış ve belki de on yıl önce tasarlanmış olan ders kitaplarına sıkıştırılmak zorundadırlar?

Teknoloji ayrıca öğretmenlerin öğretim materyallerini paylaşıp zenginleştirdikleri, bilgi yaratırken işbirliği oluşturabildikleri mükemmel platformlar sağlar. Ve aslında, teknolojiyi yoğun biçimde kullanan öğrencilere sahip ülkelere bakarsanız, genellikle öğrencilerden önce öğretmenlerin yeni teknolojilerle bağlanmaya çalışıldığını görebilirsiniz.

Ancak, sorgulayıcı pedagojiler ve işbirliğine dayalı çalışma alanları oluşturabilmek için, öğrencilerin teknolojik araçlara aktif katılımlarına odaklanan yeni pedagojileri destekleyebilecek ve oluşturabilecek kadar teknoloji kullanımında iyi olmamız gerekir. Teknoloji; deneyimsel öğrenmeyi geliştirmek, proje temelli ve araştırmaya dayalı pedagojileri desteklemek, uygulamalı aktiviteleri ve işbirliğine dayalı öğrenmeyi kolaylaştırmak, biçimlendirici gerçek zamanlı değerlendirmeler yapmak ve toplumları öğrenmek ve öğretmek üzere desteklemek için en iyi iddiamızdır. Sanal laboratuvarlar, en son teknolojiyle tasarlanan aktif katılımı yüksek dersler, deney ve simülasyon için gelişmiş yazılımlar gibi çok sayıda örneğimiz vardır.

Öte yandan, günümüzün daima internete bağlı olan öğrencileri; aşırı bilgi yükünden intihal durumuna, gizlilik ihlalleri gibi çevrimiçi risklerden uygun bir medya diyeti oluşturmaya kadar çok sayıda meseleyle karşı karşıyalar. Ve bunların hiçbiriyle; dijital dönüşümün en etkili değerleri olan, yalnızca teknolojik yenilikleri uygulamakla kalmayıp, aynı zamanda onları tasarlayabilecek öğretmenler olmadıkça mücadele edilemez.

Bir şey çok açıktır: “Teknoloji, mükemmel bir öğretim geliştirebilir; ama mükemmel bir teknoloji asla zayıf bir eğitimin açığını kapatamayacaktır.”

%d blogcu bunu beğendi: