Toplum

Teknoloji ve Ekonomi İlişkisine Akademik Bakış

Bu yıl ekonomi alanında Nobel ödülü Paul Romer ve William Nordhaus’a ‘teknoloji ve çevresel faktörlerin sürdürülebilir ekonomik büyümeye etkilerini daha iyi anlamamızı sağlayan teorik çalışmaları’ sebebiyle verildi. Bu yazıda, Paul Romer’in teknoloji – ekonomi ilişkilerini inceleyen  çalışmalarına değineceğim.

Solow Büyüme Teorisi

Ekonomi bilimi, tarih boyunca ekonomik büyümenin altında yatan sebepleri araştırmakla meşgul olmuştur. Bunun motivasyonu oldukça basit… Eğer günümüzde iki ülke, eşit kişi başına düşen gelire sahipse, fakat bu ülkelerden birisi ekonomik olarak diğerinden her yıl yüzde 4 daha fazla büyüyorsa, 40 yıl sonra hızlı büyüyen ülkenin kişi başına düşen geliri diğer ülkeye nazaran yaklaşık 5 kat daha fazla olur.[1] Bu da çok daha zengin bir gelecek nesil demektir. İşte bu yüzden ekonomistler, ekonomik büyümenin faktörlerini anlamaya ve buna göre politikalar üretmeye çabalamışlardır.

Modern ekonomik teoride bu alanda yapılan ilk önemli çalışma Robert Solow’un 1956 yılındaki çalışmasıdır. 1987 yılında Nobel ödülüne layık görülen bu çalışmaya göre, ülkeler, fiziki sermayelerini (makina, altyapı vs.) arttırdıkça büyürler. O dönemde teori olarak çok kıymetli olan bu çalışma, ‘niçin iki ülkeden birisi diğerine göre sürdürülebilir bir şekilde daha hızlı büyümektedir?’ sorusuna ise yanıt veremez. Çünkü, Solow teorisine göre fiziki sermaye olarak geride olan ülkeler bu alanda diğer ülkeler kadar fıziki sermaye biriktirdiklerinde, o ülkelerin ekonomik büyüklüklerini yakalayabilirler. Biraz teoriden uzaklaşarak bunu daha kolay anlayabilmek için, iki iş yeri düşünün. Bu iş yerlerinin ikisinde de 10 sekreter olsun. Fakat iş yerlerinin ilkinde 10 bilgisayar, diğerinde ise sadece 1 bilgisayar olduğunu varsayalım. Solow’a göre ilk iş yerinde her sekretere 1 bilgisayar düştüğü için buradaki sekreterlerin verimliliği (yani bu örnekte belge hazırlama hızları) oldukça yüksek olacaktır. Fakat ikinci iş yerindeki sekreterlerin tamamına sadece 1 bilgisayar düştüğü için verimlilikleri düşecektir. Eğer birinci iş yerine biz bilgisayar almaya devam edersek, sekreterlere kapasitelerinin üzerinde yatırım yapmış oluruz, dolayısıyla bu ekstra yatırımın verimliliğe etkisi olmaz. Fakat ikinci iş yerine bilgisayar yatırımı yaparsak, her bir sekreterin verimliliğinde ciddi artış görmeyi bekleriz. İşte bu yüzden Solow teorisi, zengin ülkelerin büyümelerinin bir süre sonra duracağını,  fakir ülkelerin ise zamanla yapacağı yatırımlarla, zengin ülkelerin kişi başına düşen gelir büyüklüklerine ulaşabileceğini savunmuştur.

Romer Büyüme Teorisi

1980’li yılların sonunda Romer, mevcut kişi başına düşen gelir ile büyüme oranı arasında sistematik bir ilişki olmadığını ortaya koydu. Bu günümüzde de geçerliliğini korumaktadır. Örneğin, 2017 yılında Ekvator’un kişi başına düşen geliri yaklaşık 7000 (usd) iken Amerika’nın kişi başına düşen geliri yaklaşık 60000 (usd) olmuştur. Buna rağmen, 2017’de Ekvator sadece yüzde 0.2 büyürken, Amerika yüzde 3.8 büyümüştür. Yani daha fakir olan ülkeler, daha hızlı büyüyemeyebilirler.[2]

Peki Romer, Solow’un açıklayamadığı bu durumu nasıl açıkladı?

Romer, 1990 yılında yazdığı ve bu yıl Nobel ödülüne layık görülen makalesinde, ülkeler arasında görülen uzun süreli (sürdürülebilir) büyüme oranı farklılıklarını, teknolojik yeniliklere yapılan yatırımlarla açıklıyor. Bu teoriyi daha iyi anlayabilmek için, öncelikle bilginin nasıl bir ekonomik kaynak olduğunu ve neden diğer ekonomik kaynaklardan (makina veya işgücü) farklı bir kaynak olduğunu anlamamız gerekiyor. Yukarıdaki iki iş yeri örneğimizde, her bir iş yerindeki işgücü (sekreterler) ve bilgisayarlar (makinalar) aynı anda ve ikinci bir iş yerinde üretime katkı sağlayamazlar. Fakat bu iki iş yerindeki sekreterlerin sahip olduğu bilgisayar programlarını kullanabilme bilgisi ve becerisi, aynı anda ve farklı iş yerlerinde üretime katkı sağlarlar. Yani biz bir sekreterden aynı anda iki bilgisayar kullanmasını bekleyemeyiz ancak iki farklı sekreterin aynı bilgiyi aynı anda kullanmasını bekleyebiliriz. Bu demek oluyor ki bilgi, beceri, veya patentler aynı anda kullanıma açık kaynaklar (rekabetçi olmayan kaynaklar) olurken, makina ve işgücü aynı anda farklı kişiler tarafından kullanıma kapalıdırlar (rekabetçi kaynaklar). İşte tam da bu sebeple Romer, ancak sürekli yenilikçi bilgi üretebilen, teknolojik inavosyonda yatırımlarını artıran, patent üretiminde öncü olan ülkelerin, sürekli olarak daha hızlı büyüyeceğini ve zengin kalacağını teorik olarak ispatlamıştır. İşgücü ve makinaların miktarı arttıkça verimliliğe olan getirisi düşerken (örneğimizde olduğu gibi), bilginin miktarı arttıkça verimliliğe olan getirisi artar. Bu nedenle sürdürülebilir büyümenin ana aktörü bilgi üretimidir.

Peki bu teori, ekonomi potikilarını nasıl yönlendirdi?

Bilgi, patent, veya teknoloji üretimi hem zaman hem de finansal maliyet açısından külfetli bir süreçtir. Dolayısıyla yatırımcılar, araştırma ve geliştirme faaliyetlerine başlamadan evvel, bu sürecin sonunda ortaya koydukları inovasyonun maddi olarak karşılığını almak isterler. Eğer bir ülkede yatırımcılar ürettikleri patentlerin kısa süre içerisinde kopyalanacağını düşünürlerse, araştırma ve geliştirme yatırımı yapmazlar. Böyle olunca da bilgi üretimi olmaz ve ekonomik büyüme sürdürülebilir olmaktan uzak kalır. Bu sebeple hükümet politikasının patent haklarını koruyacak şekilde düzenlenmesi ve denetlenmesi, o ülkenin sürdürülebilir ekonomik büyümesini sağlaması açısından son derece kıymetlidir.

Bu yazımda teknoloji – ekonomik büyüme arasındaki ilişkiye Nobel ödülüne layık görülen akademik çalışmaların penceresinden bakmaya çalıştık. Buradaki bilgilerin birçoğu bize şaşırtıcı gelmeyebilir, fakat gelişmiş ülkelerde politikalar zaten çok da şaşırtıcı kararlar üzerinden değil, bilime dayalı gerçekler üzerinden alınır. İnşallah önümüzdeki yazılarımda kendi araştırma alanıma biraz daha yakın güncel konuları sizlerle paylaşmayı düşünüyorum. Sanırım bir sonraki konumuz, otomasyonun işgücüne etkisi ve makina ile insan arasındaki işgücünde yer alma savaşı olacak…

 

Kaynakça

Romer, P. M. (1990). Endogenous technological change. Journal of Political Economy98(5, Part 2), S71-S102.

Solow, R. M. (1956). A contribution to the theory of economic growth. The Quarterly Journal of Economics70(1), 65-94.

 

[1] Aranızda akademisyen olma eğilimi gösteren kişiler, bu denklemin doğru olup olmadığını hemen hesaplamaya başlayanlardır.

[2] Bu örnekleri çoğaltmak son derece mümkündür, meraklılarını araştırmaya davet ediyorum!

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: