Toplum

Dijital Dönüşüm ve Popülist Palavralar

Devrimiz artık dijital dönüşüm devri. Kullandığımız araç ve gereçler her geçen gün dijitalleşmekte ve gelişmekte. Biz insanoğlu da bu dijitalleşen ürünleri kullanarak yenilenen dünyamıza adapte olmaktayız. Bu dijitalleşmenin en büyük kaynaklarından birisi de akıllı telefonlarımız. Neredeyse her yetişkin bireyin(artık yavaş yavaş çocukların) elinin altında bulunan akıllı telefonlar ve onların sahip olduğu özellikler sayesinde insanlar “paylaşma” noktasında epeyce bir yol kat ettiler. Her yeni bir güne uyanırken bizler birçok görsele, sözcüğe, deyim ve atasözlerine, ilham veren motivasyon cümlelerine ve ayrıca çeşitli videolara maruz kalıyoruz. Kimisini beğeniyor kimisini de bir tıkla geçip gidiyoruz. İşte tam bu noktada başlıyor bizi avucu içinde tutan popülist palavralar.

Dijital dönüşüm dünyasında, sabah mesaisi olarak ilk iş sosyal medyada gezinmeye başlayan dijital nesil güne bağlantılarının paylaştığı o eşsiz, harika ve süper mutlu anlarla, fotoğraflarla ve videolarla başlıyor. O da yetmiyor elinin altında sanal klavyeyi bulan sosyal medya fenomenleri başlıyor satır satır cümleler yazmaya. Kimisi asla vazgeçme diyor kimisi ise süper zeki insanların sahip olduğu süper onlu paket tutum ve davranışlarını tutuşturuyor fotoğrafın üstüne. Kimisi okunması gereken kitaplar dizisi kaleme alıyor kimisi de bak komşunun oğlu neler neler yapmış mahiyetinde bilgiler paylaşıyor. Peki ne var bunda, ne olmuş yani dediğinizi duyar gibiyim. Ben de sizi daha çok merakta bırakmadan konuya gireyim.

Dijital dönüşüm insanları değiştiriyor…

Şöyle ki, biz insanların birçoğu var olduğumuz günden bu yana hep bir meşguliyet içerisinde belirli hedefler, amaçlar için uğraşır dururuz. Geçmişte bu uğraşılar daha basit ve daha az stresliydi. İnsanlar kalkıp sabah işlerine giderler ve çalışırlardı. Pazartesi sendromları yoktu. Belki de pazartesi sendromu henüz daha icat edilmemişti. Kimse gün içerisinde kimin nasıl başarılı olduğuna, neler yaptığına, neler yapılması gerektiğine, kendisinin ne kadar yetersiz olduğuna vs. bakmıyor yaptığı işin hakkını vererek yapmaya çalışıyordu. Peki bu durum nasıl değişti? Dijital dönüşüm neleri değiştirdi?

Artık dijitalleşen dünyamız ile birlikte eline akıllı telefon alan birçoğumuz yerli yersiz yazıp çizmeye başlayarak, bazen kurgu bazen yalan yanlış bilgilerle bilerek veya bilmeyerek insanlara eziyet etmeye başladı. Yazılıp çizilenler ideal insanı tanımlamaya, “mükemmel”e yakın profiller ortaya koymaya yöneldi. Sözcükler insanları kamçılamaya, hırslandırmaya ve doyumsuzluğa itmeye neden oldu. Bunun sonucu olarak da, her sabah işe giderken güne mutsuz başlayan, yaptığı işi sev(e)meyen ve odaklanamayan, başkalarının eğlenceli ve mutlu anlarına şahit olarak mutsuzluğa yönelen ve neden ben şu an çalışıyorum diye sorgulayan bir insan topluluğu ortaya çıkmaya başladı. Bu sorunun özellikle genç nesilde (15-30 yaş) daha belirgin gözlemlendiğini söyleyebilirim. Bunun en büyük nedeni ise bu yaş aralığının dijital çağı tam merkezinde yaşıyor olmaları.

Dijital Dönüşüm ve İnsan

Peki ya sebepler?…

Peki bu tür paylaşımlar sonucunda ortaya çıkan bu problemin temelinde yatan meseleler nelerdi ve nasıl çözülmeliydi? Öncelikle paylaşım demişken bu konuyu da biraz açayım. Paylaşmak kelime anlamı itibari ile “aralarında bölüşmek, pay etmek, üleşmek” manalarına geliyor TDK sözlüğünde.1 Toplumsal söylenegeliş bakımdan ise paylaşmak bir erdem olarak kabul edilir bizim toplumumuzda. Pekala şu anki paylaşma durumunu bu pencerelerden değerlendirebilir miyiz? Tabii ki asla. Çünkü paylaşılan şeyler bir nesneyi bölüşmeye, pay etmeye yaramıyor. Bir erdemlik vasfı olarak işlenmiyor. Aksine gösteriş aracı olarak insanları kıskandırma mahiyetinde iş görüyor. İşte bu yüzden bu dönemdeki “paylaşım” denen kavramın içinin boşaltıldığını düşünüyor ve bu kelimeyi kullanırken altını çizmek istiyorum.

İşte tam bu noktada, paylaşım diye adlandırdığımız bu popülist palavraların temelinde paylaşımcının kendi iç dünyasındaki eksiklikleri, yanlışları veya bastırılmış duyguları yer alıyor çoğu zaman. Bundan ötürü paylaşımcı kendinde var olmayanları varmış gibi yansıtarak kendini mükemmele yaklaştırmaya, insanları kıskandırmaya ve üstün bir profil çizmeye çabalıyor. Mesela, özelinde hiç mutlu olmayan çiftler fotoğraflarının altına kalpler, öpücükler ve sevgi dolu cümleler koyarak aslında olmak istedikleri ideal durumu sosyal medya aracılığı ile sanal olarak yaşıyorlar. Bütün bunların sonucunda ise birbirine nazar eden ve içinde bulunduğu durumu durmadan sorgulayan bireyler can buluyor ve bu iş kıyasıya rekabete dönüşerek aslında bireyin kendi yetenek ve isteklerinin dışında davranmasına sebep oluyor.

Ayrıca bütün bu dijital dünya çerçevesinde, birçok insan mükemmel zengin, çok zeki bir bilim adamı, aşırı mutlu bir sevgili ve her gün tatil yapmak isteyen bireyler olma yarışı içinde debelenip duruyor. Bu durum bizi mutlu olmaktan ve hatta benliğimizden uzaklaştırıyor. Herkesin farklı bir hikayesi olabileceği gerçeğini unutup tek tip bir portreye uymaya çalışıyoruz. Bak bu adam bunları bunları yapmış ve CEO olmuş diyoruz ve o pozisyona gelmek için temel gereksinimlerin o adamın yapmış oldukları olduğu varsayımıyla ilerliyor, kendi yolumuzu çizmekten uzaklaşıyor ve başkası gibi olmaya çalışıyoruz.

dijital dönüşüm ve sosyal medya mutluluğu

Çözüm nedir?…

Peki bizler böyle miyiz ya da böyle mi olmalıyız? Aslında bizler böyle varlıklar değiliz. Her birimiz içimizde farklı yetiler ve yetenekler barındırıyoruz. Keşfedilmemiş birçok yönümüz, derinlemesine analiz edilmemiş yeteneklerimiz ve bizi biz yapabilecek derinlerde sessizce yatan benliğimiz var.

Diyorum ki, gelin kendi yolumuzu kendimiz çizelim, bize empoze edilen bu hırslardan, yapmacık hikayelerden kısacası dijitalleşmenin kötü bir unsuru olan bu popülist palavralardan kurtulalım. Başarmak kelimesinin “bir işi istenilen bir şekilde bitirmek, muvaffak olmak”2 anlamına geldiğini unutmayalım. Yani başarmanın her zaman tek bir şekli olmadığına kanaat getirip, yaptığımız iş her ne olursa olsun onda muvaffak olmaya gayret gösterelim ve eğer muvaffak oluyor isek kendimizi başarılı sayalım. Ve artık bırakalım başarı hikayelerimizi her yerde göğüs gere gere anlatmayı. Egolarımızın altında giderek ezilmeyelim. Ben dilini bırakıp insanlara değer katacak tecrübe paylaşımlarını biz kapsamında tartışalım.

İşte her gün başkalarının popülist palavralarıyla uyanan bizler, gerçek dünyamıza geri dönmek zorundayız. Başarılı olmanın 21 altın kuralı olmadığının, CEO olmak için atılması gereken 5 adım diye bir şey olamayacağının, mutlu olmak için yapılması gerekenlerin aslında kişiden kişiye değiştiğinin farkına varalım. Kısacası, insan olarak geldiğimiz şu dünyada insan kalabilmeyi ve kendi yetenek, beceri ve isteklerimize uygun gelişim kat edebilmeyi hedef olarak benimseyelim. Bırakın o popülist palavracılar kendi dijital dünyalarında yaşasınlar. Bizler ise dijitalleşen dünya ile gerçek hayat arasındaki dengeyi sağlayıp, üretmek için çalışmaya ve çabalamaya devam edelim.

Sağlıcakla kalın.

Referanslar

1,2 – (www.tdk.gov.tr)

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: