Toplum

Dijitalleşen Dünya’da Bayram

26.yaş günüme sayılı günlerin kaldığı şu günlerde hayatımda ikinci kez bir bayramı baba ocağından uzakta geçiriyorum. 19 yaşıma kadar Kayseri’nin küçük bir mahallesinde neredeyse bütün akrabalarımın iç içe olduğu oldukça dar bir alanda yaşadım. Belki de bundan dolayıdır, bayram iple çektiğim bir şey olmamıştı. (Tamamen duygusuz birisi de değilim, hemen yargılamayın göreceli bir ölçüden bahsediyorum 🙂 )Ta ki ne zaman üniversite için İstanbul’a geldim, o zaman kıymetini anlamaya başladım. Öyle ki üniversitedeki ilk bayramda eve gittiğimde kendi kendime bir söz vermiştim. Ne olursa olsun, hiçbir bayramı İstanbul’da tek başıma geçirmeyecektim bir şekilde yuvaya dönecektim. Şükür ki kendime verdiğim sözümü tuttum ve lisans hayatım boyunca hiçbir bayramı evden uzakta geçirmedim. Zaman zaman evdekileri bu bayram gelemeyeceğim diye kandırarak gidişlerimin etkisini de büyütmedim değil 🙂

Çalışmaya başlayınca ise işler değişti. Artık Perşembe günkü dersin hocası yoklama almıyor nasılsa bayram tatilini birleştirip erkenden gideyim eve gibi seçenekler kalmıyormuş mesela. Geçen sene bu zamanlardan 10 gün sonra ilk kez bir bayramı evimden uzakta geçirmek zorunda kalmıştım. Tabi tek sebebi kısa süren tatil değildi. Ulaşım şirketlerinin bilet fiyatlarını %200-300 artırabildiği bir dönem oluyor bayramlar malumunuz. Klasik arz-talep-fiyat öğretisinin kanlı canlı örneğidir. O nedenle çok da “İnsafsızlar!” diye kızamıyorum onlara da. Üstelik o yoğun göç hareketinde insan öyle yorulabiliyor ki yola çıktığına pişman olabiliyor. Aynı sebeplerden ötürü bu bayramı da İstanbul’un çeşitli semtlerini keşfederek geçiriyorum.

Bayramın Dönüşümü

Dijitalleşen dünyanın en popüler şikâyetlerinden birisi insanlar sosyalleşmiyorlar, kendilerini makinelere bağımlı hale getirdiler söylemidir. Bu konuda ben tam bir doğru seçemiyorum açıkçası. Çünkü sosyalleşme kavramı evrimleşti. İnsanlar konuşmak, paylaşmak, içini dökmek için önce günler öncesinden Cumartesi günü saat 2’de Taksim’de diye randevulaşmaktan vazgeçti, şimdi de konfor alanlarını terk etmekten. Sitemiz yazarlarından Mustafa Acungil’in Dijital Dönüşüm ve Işınlama yazısında da bahsettiği gibi sesler, dokümanlar, görüntüler ortak bir ortamda olmaya ihtiyaç duymuyor. İnsan sevdiklerine yanında olduğunu hissettirebiliyorsa bir şekilde, fiziki olarak orada bulunması gerekmeyebiliyor. Bunun sayesinde kimin bayramını tebrik etmek istediysem seçtiğim bir ışınlama yöntemiyle maksadıma ulaştım.

Tabi hala ışınlamasını gerçekleştiremediğimiz veya deneysel düzeyde yapabildiğimiz koku, tat, sıcaklık gibi duygular var. İnsan, konu ne olursa olsun bir şeyle ne kadar çeşitli duyusuyla etkileşime giriyorsa onunla o kadar iyi bağ kuruyor. Hal böyle olunca bayramlaşmanın da bir tarafı eksik kalmıyor değil. Dijital dünyanın sağladığı tebrikleşme kolaylığının yanında bu eksikliklerin de tamamlanabilmesi adına Twitter’da gördüğüm ve hoşuma giden bir oluşumdan bahsetmek istiyorum. USMED (Uluslararası Sosyal Medya Derneği) tarafından başlatılan #MesajıDeğilBayramıPaylaş etiketi ile insanlar henüz ışınlaması yapılamayan duyguları harekete geçirmeye davet ediliyor.

Şimdilik sanal ve gerçek diye ayrımını yapabildiğimiz bu dünya gün geçtikçe daha da iç içe geçen bir hale gelecek. Bayramlar da etkinlikler de insanı içinde barındıran her şey gibi dönüşmeye devam edecek. Üstümüze düşen “Ah ah, nerede o eski bayramlar!” diye yakınmak yerine bu dönüşüm içindeki bayramları nasıl daha insanca yaşayabiliriz sorusuna cevap aramaktır. Sağlıklı, huzurlu ve insanca nice bayramlara!

%d blogcu bunu beğendi: