Toplum

Eskiden veri mi vardı?

Çocukluğumdan çok az şey hatırlıyorum. Bir tanesi hayal meyal şöyle bir şey… O zaman televizyonlar siyah beyazdı ya hani, hayat ama renkliydi. Geçmişin, tarihin siyah beyaz olduğunu düşünürdüm. Öyle ya yaşanan şeyler renkli ama aktarılan herşey siyah beyaz. O zaman tarih, geçmiş, eskiler de siyah beyaz olsa gerek. Nasıl böyle bir düşünceye sahip olmuşum bilmiyorum. Hayli komik ve eğlenceli, epeyce de çocukça. İlkokul öncesinden falan belki, yaşım kaçtı hiç hatırlamıyorum.

Şimdi büyüdüm geçmişin siyah beyaz olduğunu falan düşünmüyorum. Ama geçmişe çarpık bakışlar pek çok yerde var. Özellikle herşeye etnosentrik bir yaklaşımla bakan Batı dünyasının bakış açısı pek çok konuda geçmişi yeniden yazıyor. Pek çok şeyi ancak kendilerinin başladığı zamanlara tarihlemeye pek meraklılar. Mesela matbaayı kim icat etti? Gütenberg mi? 1400’lerde mi? Oysa Çin ve Japon tarihlerine bakınca yüzlerce yıl önce basılı dokümanlarla karşılaşıyoruz.

Sosyolojinin kuruluşuna bakın… Psikolojinin kuruluşuna bakın… İbn-i Haldun gibi koca bir kurucu sosyologu görmezden gelir pek çok Batılı sosyolog. Psikolojiyle ilgili kitaplara bakın, çoğunda ne tasavvufu, ne Çin kökenli yaklaşımları, ne Hint yaklaşımlarını bulamazsınız. 70 bin yıldan uzun bir geçmişi olan insanlık tarihinde ruh halleriyle ilk kez modern psikolojinin 18. Yüzyıldaki kurucuları ilgilendi çünkü (!).

Benzer şey veriyle ilgili olarak da var. Dijital hale getirilmiş veriyi ilk kez kaydedilen veri gibi düşünen bir zihniyet var ve bu zihniyet son derece kısır bir zihniyet. Dolayısıyla veri tarihini 1970’lerle başlatıyorlar. Code’un makaleleri, SQL dilinin geliştirilmesi, ilişkisel veritabanı sistemlerinin oluşturulması… Bunlar tabii ki çok önemli adımlar. Ama veri, hatta büyük veri, devasa veri, bundan çok çok çok önce de vardı. Biz göremiyoruz bilemiyoruz diye veriyi yok saymak ne demek?

Düşünün mesela İskender diye bir genç çıkıyor, 19 yaşından 33 yaşına kadar o günkü bilinen dünyanın neredeyse tamamını işgal ediyor. Bu büyük komutanın bir lojistik dehası da olmasının kaçınılmaz olduğunu düşündünüz mü hiç? O kadar büyük orduları o kadar büyük mesafelere nasıl götürecek, ihtiyaçlarını nasıl karşılayacak? Bununla ilgili devasa veri çalışmaları yapılmış olması gerekir ve yapılmıştır da… Pek sevmesem de Cengiz Han’ı düşünün. Conn Iggulden’in çok güzel bir roman serisi var Cengiz’le ilgili. Kişi başı ne kadar ok üretilmesi gerektiği, bunu nasıl ürettikleri, sahadan tekrar kullanmak üzere nasıl topladıkları… Ok sanatının lojistiğiyle ilgili pek çok detayı keyifle okuyabilirsiniz romanın akışı içinde. Bunlar hesap kitap, veri işidir.

Osmanlı bir bölgeyi işgal ettiği zaman ilk olarak sayım defterlerini doldurmak üzere görevlileri salardı. Öyle ya, vergiler toplanacak. Neye göre nasıl toplanacak? Çok esaslı kayıtlar tutulur ve yedekli olarak hatta uzak yerde yedekli olarak üç kopya halinde tutulurdu. Bu verilere kolayca erişebilmek için indeks sistemleri vb kullanılırdı.

Kimliklerinizde geçen cilt no, aile no, aile sıra no nedir sanıyorsunuz? Eskiden kocaman siyah defterler halinde tutulurdu nüfus bilgileri. Bu numaralar bilginizin o defterlerde bulunabilmesi için indeks referanslarıydı.

Sinir sistemi olan herbir canlının mükemmel bir veri toplama, ayıklama, depolama sistemi var. Beyinlerimiz biz daha yazıyı bile icat etmeden önce veri topluyor, veri işliyor, büyük veriyle rahat rahat başa çıkıyordu. Hala da çok aktif olarak bu işleri yapıyor beyinlerimiz ve neyi nasıl yaptığını 1990’lardan itibaren yeni yeni çözmeye başlıyoruz. Biz elektriği keşfetmeden milyonlarca yıl önce beyin hücreleri elektrik kullanarak aksiyon potansiyelleri ve sinapları yönetiyor, elektriğin yanına kimya bilgilerini katarak nöronlar arası çok hızlı bilgi transferleri yapıyordu.

Özetle eskiden de veri vardı. Eskiden de büyük veri vardı. Bizim şu an büyük veri dediğimiz sistemler bile hala kainattaki muazzam veri büyüklüğünün sadece bir küsuratı. Bu bakış açısını yakalamak veri üzerine yapabileceklerimizi de çok geliştirecektir.

*

Küçük bir uygulama: Veri işleme potansiyelimizi uygulamalı olarak incelemek isterseniz küçük bir deney yapın. Gözlerinizi kapatın ve ellerinizi havada parmaklar birbirlerinin arasına geçecek şekilde ikili yumruk yapın. İlk seferde yapamazsanız birkaç kere deneyin, yapabildiğinizi göreceksiniz. Bunu yapabilmeniz için beyninizin onlarca ekleminizdeki kasların gerilme dereceleri vb üzerinden pek çok ekleminizin yerini bilmesi ve bunları uzayda bir noktada birleştirmek üzere hesap yapması gerekli. Alın size büyük veri 🙂

%d blogcu bunu beğendi: